Bir Tiyatro Olayı ve Afişler de Konuşur
- menguertel
- 27 Mar
- 2 dakikada okunur
Dilan Salkaya
Mengü Ertel’in 1967’de hazırladığı ve bu oyun için hazırlanan ilk afişlerden olduğu düşünülen Keşanlı Ali Destanı çalışması, Ertel’in başyapıtlarından biri olarak kabul edilir. Afiş ile oyun öylesine özdeşleşir ki, Ertel’in yaratısı, –adeta– Keşanlı Ali’nin “kostüm”ü haline gelir.
Makalenin tamamına bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz: https://www.punctumdergi.com/post/afisler-de-konusur_dilan-salkaya

1967 tarihli bu afiş, Mengü Ertel’e ait. Afişte dikkati ilk çeken, beyaz zemin üzerine siyah renkle çizilmiş, detaylarından, yüz hatlarından arındırılmış, yalnızca kıyafetler ve yukarı doğru sivrilerek uzayan pala bıyıkla oluşturulmuş minimal erkek figürü. Siyah kontürle çizilmiş üç ana nesneye bakılırsa –kasket şapka, pala bıyık ve yakaları kalkık siyah ceket–, bu kişi Keşanlı Ali’den başkası değil.
1967 yılının İstanbul’unda bir duvarda hayal edilebilecek bu afiş bize ne söylüyor?
“Yan yan” bakan erkek figürü izleyicinin dikkatini hemen üzerine çekiyor. Ağzında tuttuğu yatay konumdaki kırmızı çiçek ve cebinden sarkan köstekli saat zincirini, bir barkodu veya gömlek çizgilerini anıştıran, yeşil-kırmızı renkteki sık aralıklı dikey çizgiler tamamlıyor. Kırmızı harflerle yazılmış “Keşanlı Ali Destanı” yazısı, farklı puntolardan oluşan bir el yazısı gibi. Ceketteki zincir detayının altında, Mengü Ertel’in imzası da var ancak büyüteç olmadan okumak neredeyse olanaksız.
Renk, sıradüzen, ritim, kontrast ve tipografiden yararlanılarak, gereken yerlerde beyaz boşluklar bırakılıp fazlalıklarından arındırılarak (Becer, 2011, s. 72) oluşturulmuş bu afişin tasarımının “net” olduğu rahatlıkla söylenebilir. Peki bu afiş neden başarılı? Yan anlamlarını kazmadan önce, bir tiyatro afişinin ne olduğuna ve Mengü Ertel’in afiş sanatına yakından bakmakta fayda var.

Türkiye’de afiş sanatının ortaya çıkışı, 1700’lere uzanır. “Darü’t Tıbaati’l Amire” isimli matbaa, İbrahim Müteferrika tarafından 1727’de İstanbul’un Yavuz Sultan Selim semtinde kurulur. Bugün İstanbul Şehir Tiyatroları olarak varlığını sürdüren Dârülbedâyi için yapılan afişler, Türkiye’nin ilk afiş örnekleri kabul edilir (Yeşilyurt, 2018, s. 26). Başlangıçta Arap harfleriyle hazırlanan yazılı afişler, yerini zamanla tüketim ürünlerinin tanıtımını yapan afişlere bırakır. 18. Yüzyıl’da ise litografi yönteminin geliştirilmesiyle renkli afişler hazırlanmaya başlanır.
Afiş sanatı, elbette içinde yeşerdiği dönemin toplumsal gerçekliğinden bağımsız düşünülemez. Toplumsal sorunları ele alan 1950’ler Türk tiyatrosu Aziz Nesin, Haldun Taner gibi yazarlarla şekillenirken dönemin tiyatro afişlerini Turgut Zaim, Hüseyin Mumcu gibi sahne tasarımcısı da olan sanatçılar üstlenir. 1959’da Muhsin Ertuğrul, Karaca Tiyatro’da Kenter kardeşlerle Salıncakta İki Kişi’yi sahnelerken, oyunun afişini Mengü Ertel’in yapmasını ister. Bugün Ertel’in bile elinde bulunmayan bu afiş, tiyatro afişleri tarihimizin başlangıcı kabul edilir. 1960’lı yıllarda Mengü Ertel ile birlikte Yurdaer Altıntaş, Turgay Betil, Leyla Uçansu, Ahmet Güleryüz gibi sanatçılar da tiyatro afişleri hazırlar; sonraki yıllarda Bülent Erkmen, Sadık Karamustafa, Savaş Çekiç gibi isimler de bu sanata eklenir (Akçura, 1994, s. 34-39).
...
Makalenin devamına şu bağlantıdan ulaşabilirsiniz: https://www.punctumdergi.com/post/afisler-de-konusur_dilan-salkaya




Yorumlar